Yabancının yabancıyı dışlaması!

Bu yazımda “yabancı bir ülkede yaşayan yabancı bir topluluğun bir başka yabancı topluluğa uyguladığı ayrımcılıktan” bahsetmek istiyorum.

Bu ayki sayımızın bizim sokaklar söyleşisi için Brüksel’de Türklerin yoğun olduğu Josaphat’ta sokak sakinleri ile konuşurken, daha önce Chaussée

de Haecht söyleşisinde de karşılaştığım bir olguyu bu defa yazma ihtiyacı hissettim. Rue Josaphat/straat’ın sakinleri sokağın tek derneği olan Türk Kültür Derneği’nin sokakta yaşayan gençleri oraya çekecek faaliyetler yapmamasından dert yanarken, derneğe mültecilerin dolduğuna dair şikayetleri de vardı. Tabii sokakta Türk kökenli gençlerin gidecek bir yeri olmaması, derneğin onları çekebilecek faaliyetler üretememesi sokak sakinleri ile derneğin işbirliği içinde çözmeleri gereken önemli bir sorun ancak Bulgar, Romen gibi mültecilerin dernek lokalini dolduruyor olması konusunda bakın Başkan Musa Sağlam ne diyor: “Buraya her milletten insan geliyor. İranlı, Bulgar, Romen, Afgan Türkçe konuşan bu farklı kökenden milletlerin derneğimize gelişi mahalleliyi rahatsız ediyor. Biz ırkçı değiliz, onlar da insan ve buraya gelmeye hakları var” Bunu söyleyen ülkücü bir derneğin başkanı, yani Türklüğü ve Türk milliyetçiliğini ön plana çıkaran bir derneğin başkanı. Konunun bu tarafı da ayrı yazı konusu ancak ben konunun diğer boyutundan; “yabancı bir ülkede yaşayan yabancı bir topluluğun bir başka yabancı topluluğa uyguladığı ayrımcılıktan” bahsetmek istiyorum.

Bu ülkede yabancı olarak ayrımcılığa uğramış, “Türkler geldi mahalle bozuldu” diyen Belçikalıları duymuş, hatta yabancıdan arınmış başka temiz mahallere taşınmış Belçikalıları görmüş, yaşamış bir toplum olan Türkler, şimdi başka bir yabancı topluluğa aynı davranışı sergiliyor. Artık bu ülkede ev ve işyeri sahibi olan Türkler, son dönemler AB’ye göçü yoğunlaşan Bulgar, Polonyalı, Arnavut veya Romenler gibi diğer yeni yabancıları küçümsüyor, dışlıyor. Mahallelerini, derneklerini bu insanların doldurmasından dert yanıyor. Zamanında Belçika’ya ilk göçen İtalyanlar da Türkleri dışlamış. Sosyolojik bir gerçek olan bu durum göç yaşayan toplumların genetik bir davranışı gibi, ne yazık!

Diğer taraftan benzer bir durum ise Ortadoğu’da yaşanıyor. Almanya’da Nazi katliamlarını yaşamış bir toplum, şimdi Filistin’de masum sivilleri öldürüyor. Bu hangi sosyolojik gerçeğin yansıması acaba? Ayrımcılığa uğrayıp, ayrımcılık yapıyoruz. Soykırıma uğrayanlar da soykırıma mı yelteniyorlar acaba? Kendi yaşadığın acı bir durumu başkasına da yaşatmak empati eksikliğinden kaynaklanan bir durum. Kişisel ilişkilerde yaşandığında iki kişi arasında onarılmaz yaralara yol açabilen empati yoksunluğu toplumlar arasında olunca sanırım yüzyıllar süren acılara

mal oluyor.

25/01/2009, Serpil Aygün, Binfikir Gazetesi Ocak 2008 köşe yazısı