Şiir söylemek lazım

Hani olur ya bazan söyleyecek sözünüz yok değildir ama nasıl ifade edeceğinizi bilemediğinizden susmayı tercih edersiniz. Bazan da avaz avaz bağırarak okumak istersiniz yazdığınız şiirleri ama sevdiğiniz şiirlerin ahengi yanında utanırsınız, çekinirsiniz tevazusuz olmaktan.

Bugünlerde Türkiye’de Nazım Hikmet’in ve Ahmet Kaya’nın mezarlarının Türkiye’ye getirilmesi çok gündemde. Bence demokrasi düşkünlerinin bugünümüzde ifade özgürlüğünün kısıtlanmaması, aydınların, yazarların, sanatçıların fikirlerine ve eserlerine saygı duyulması için uğraşalılar. Affedilmek ya da anlaşılmak için ölmeyi beklemek gerekiyorsa, kusura bakmayın, ben yokum.

Ne gözdağı verilen gazetecilerden, ne ergenokondan, ne de Diyarbakır’da tutuklanan çocuklardan bahsedip başımı belaya sokmak istemiyorum. Müsadenizle size biraz şiir okumak istiyorum.

DüNYANIN EN TUHAF MAHLUKU

Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarcasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasınıbr/>sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
– demeğe de dilim varmıyor ama –
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

Nazim HIKMET, 1947

i>

Yine Nazım’dan, bir kaç mısra, Davet. Su aralar sağcısının solcusunun hepsinin dilinde. Kongreler bununla açılıyor, Kadınlar gününde okunuyor, gençlik müsamerelerinde, her yerde. Ben size bu şiirin başından ve de benim en çok sevdiğim son mısralarından alıntı yaptım. Hatta Belçikalı arkadaşlarımız bile yolladıkları yılbaşı tebriği e-karta bu mısraları almışlardı.

Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim.
………………………………

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim…

i>(Kuvâyi Milliye’den)

i>

YAŞAMAYA DAİR
1
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi meselâ,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.

………………………………………………..

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak, yani ağır bastığından.



10/04/2009, Leyla Ertorun, Binfikir Gazetesi Nisan 2009 köşe yazısı