Bİ DAKKA, ONE MINUTE

Yıl 1975. Belçika’da 1968’den sonra 1974’de ikinci kez yabancılara af çıkmış. Sendikalar, dernekler oturma ve çalışma hakkı almak isteyen yabancı işçilerle dolup taşıyor. Hatta şu anda Belçika’da “evraksızlar” diye adlandırılan yabancı kaçak işçiler o dönem Türkçe’de “turist” olarak tabir ediliyor.

Altmışlı yıllarda başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkeleriyle imzalanan ikili anlaşmalar çerçevesinde Türkiye’den vasıflı işçi alınıyor. Savaş sonrası ülkelerini tekrar inşa ederken, madenlerinde ve fabrikalarında çalıştırılmak üzere yabancı iş gücüne başvuruyorlar. önce İş ve İşçi Bulma Kurumu ile birlikte seçerek genç ve kalifiye işçi alıyorlar. Daha sonraki yıllar da da kendi işçilerinin çalışmak istemediği işlerde çalışmak üzere vasıfsız işçi alınmış ve hatta onların turist olarak gelmelerine bile göz yumulmuş. Hatta Belçika’da Emirdağlılar gibi hemşeri grupları bu sayede çoğalmışlar. İlk gelenlerin anlattıklarına göre işverenler işçilerine ” akraban yok mu işçi alacagız ” diye sorarmış. Bir rivayete göre köyünden akrabasını, hemşerisini getirene patron ikramiye bile verirmiş.

Göçmenlik tarihi ile ilgili yaptığımız araştırmalarda gözlemlediğimiz kadarıyla, bu yolla hazır işgücü bulan ülkeler, daha sonraki yıllarda ikili anlaşmalara pek başvurmamışlar.

1974 affında ise sadece vasıfsız olanlar değil, yaşı göç yaşını geçmiş olanlar, Kıbrıs çıkartması sonrası Türkiye’nin bulunduğu ortamdan uzaklaşmak isteyenler, diğer Avrupa ülkelerinde oturma ve çalışma hakkı alamamış olanlar da oldukça çoklarmış.

Bir kaç yıl sonra Belçika’ya geldiğimizde, o yıllarda yaşanmış olan heyecan hala vardı. çevremizdeki bir çok insan sendikaların ve yabancı haklarını savunucuların desteğiyle evraklarını toparlayabilmiş, haklarını almışlardı. O dönemler Türk toplumunda okumuş, dil bilen olmadığından genellikle bir iki kişi etrafında odaklanırmış işi hallolacaklar. Bunlardan biri ve o dönem FGTB-ABVV sosyalist sendikası memurlarından Hüseyin Çelik, nam-ı diğer komünist Hüseyin. Bir diğeri de Muharrem Karaman, CSC Katolik sendikasından.

FGTB’nin o zamanki genel sekreteri René De Schutter’de babamın diğer sendikacı arkadaşları ile bize zaman zaman yemeğe gelirlerdi ve Türklerin 1975’de, 1976’da 1 Mayıs’a nasıl iştirak ettiklerini büyük bir övgü ile anlatırdı. Hatta yazdığı bir kitapta da oturum hakları için sendikaya gelen Türkleri sakinleştirmek için hep “bi dakka, bi dakka” dediklerini okumuştum. Başbakan gibi “bi dakka”, one minute yani.

Köprüyü geçesiye ayıya dayı diyen bazı Türkleri şahsen ben daha sonraki 1 Mayıs şenliklerinde, yürüşünde hiç görmedim. Türkiye’de de geçmişte yaşanılan acı 1 Mayıs’ların ardından nihayet 1 Mayıs işçi bayramı olarak resmileştirilecek. Umuyoruz her şey sukûnet içinde geçer.

26/05/2009, Leyla Ertorun, Binfikir Gazetesi Mayıs 2009 sayısı köşe yazısı