Ayrıma karşı eğitim

Günümüzde eğitimin öneminin herkes farkında. Her ne kadar saygınlık ve mevki artık eğitim seviyesiyle ölçülmese de eğitim vazgeçilmez. Bir taraftan gelişime ayak uydurmak gerekiyor diğer taraftan gelişmemiş toplumların mensupları için bir can simidi. örneklendirmek gerekirse birçok toplumda azınlık diye adlandırabileceğimiz gruplardan olan insanların hem kendi çevrelerinde hem de yaşadıkları toplumda sivrilmelerinin en garantili ve güvenilir yolu eğitimden geçiyor. Yahudiler bunun en iyi örneği. İtilip kakıldıklarında mallarını mülklerini değil, bilgilerini ve nakit birikimlerini sırtlanıp kaçmışlar. Doğu ülkelerinden gelen çocuklar da diğer göçmen çocuklarına göre daha çabuk uyum gösteriyor, dil öğreniyorlarsa bunu komünist sistemin hiç olmazsa onlara bıraktığı eğitim seviyesi sayesinde yapabiliyorlar. Diğer azınlık grupları için de bu böyle. Hatta kadınlar, eşcinseller, eğitim seviyeleri sayesinde yaşayabilecekleri ayrımcılığı göğüsleyebiliyorlar.

Eğitim deyince meslek edinmek amaçlı eğitimden mi bahsediyorsunuz yoksa insan olarak donanımlı olmaktan mı bahsediyorsunuz diyebilirsiniz. Tabii ki ikisinden de. Her ne kadar varolmak için öncelikli olarak maddi ihtiyaçlara cevap verebilmek gerekse de bir toplulukta yer edinebilmek donanımdan geçiyor.

Eğitim bu kadar önemli dedikten sonra, herkesin ille de yüksek tahsil mi yapması gerekiyor? Eğitimin kalitesi ile sistemin kendisi ile ilgili birçok tartışma var. Eğitim düzeyi ile refah düzeyi paralel gitse de bazen hızlı gelişen teknolojiye milli eğitim ayak uyduramıyor. Bu sefer demokratikleşmiş görünen eğitim sistemi aslında kendi dışlananlarını yaratıyor. örneğin Türkiye’de istihdam edilemeyen birçok üniversite mezunu var. Aslında bu gençleri üniversiteli olma gibi bir hayal dünyasında yaşatmaktansa, meslek eğitim okullarında okutarak kendi ölçeklerinde belli alanlarda istihdam etmek gerekiyor. Belçika’da da 20 yıl kadar önce eğitim zorunluluğu 18 yaşına yükseltilirken tek amaç eğitim seviyesini yükseltmek değildi. Herkes biliyordu ki genç yaşta iş hayatına atılmak isteyen gençlerin birçoğu kendisini işsizlik ödeneği kuyruğunda buluyordu. İstatistiklerdeki işsiz sayısını geriye çekmenin bir yolu da gençleri 18 yaşına kadar okulda tutmaktan geçiyordu. Sonuçta bu gençler “garaj yolu” denilen çıkmaz yollara “çıkan” eğitim dallarında oyalanıyorlardı.

Bazen kendime herkes okumak zorunda mı diye soruyorum. Kısa yoldan bir meslek sahibi olduktan sonra insan üreterek kendini hem uğraşında hem de insan olarak geliştiremez mi? Sonuçta sisteme bağlı kalmamakta bir özgürlük değil mi? İnsanın en çok özlediği şey.

23/09/2009, Leyla Ertorun , Binfikir Gazetesi Eylül 2009 Sayısı köşe yazısı