“ZORUNLU ENTEGRASYON “

Şu aralar Avrupa Birliği (AB)’nin hiç özenilecek bir yanı kalmadı. Bir taraftan Yunanistan’ın iflası ve O’nu kurtarma planları, diğer taraftan başka Akdeniz ülkelerine de sıçramış bir ekonomik kriz. Bir de AB’nin iki efendisi, Merkel ile Sarkozy, ülkelerinden aldıkları güçle ağırlıklarını diğerlerine empoze etmeye çalışıyorlar. Bazı ekonomistler aslında ne Almanya’da ne Fransa’da işlerin o kadar iyi gitmedigini hatta IMF’nin bir de oralara gidip ayar vermesi gerektiğini söylüyorlar. Bu arada çin ve Hindistan büyümekte olan ekonomileri ve dev pazarları ile küresel dengeleri değiştirmekteler. Diğer yandan Brezilya ve Türkiye gibi ülkeler bölgelerindeki güçlü ülke olma konumunu koruyorlar.

Türkiye’nin girmeye o kadar özendiği AB vakti gelince hala çekiciligini koruyabilecek mi? AB sadece bir ekonomik birlik değildir, hatta asıl kurulma amacı siyasidir, bunu biliyoruz ama şu konjonktürde politik gücü ortada.

Bana öyle geliyor ki Türkiye’nin AB’ye entegrasyonundan daha çok bahsedeceğiz. Ben asıl AB ülkelerindeki göçmenlerin ” entegrasyonuna ” yani uyumuna gelmek istiyorum. AB ülkeleri bu konuda birbirine uyum sağlayalım derken en iyiye doğru değil de en kötüye doğru gitmeyi tercih ediyorlar. Belçika, Hollanda gibi ülkelerde, yabancıların eşlerini, çocuklarını ve ebeveyinlerini getirmesi daha kolayken gitgide daha zorlaştırılıyor. Geniş bir aile birleşimi anlayışı varken bu kısıtlanıyor ve hatta bazı ülkelerde zorunlu dil ve yurttaşlık dersleri konuluyor. üstelik Almanya ve Fransa gibi ülkeler bu kurslara sizi kendi ülkenizdeyken tabii tutuyorlar.

Aile birleşimi kapsamındaki yeni uygulamaların bir çoğu AB’nin yasal düzenlemelerine ve insan hakları beyannamesine aykırı. Geçen hafta Berlin’de Alman ve Belçika vakıflarının katkılarıyla düzenlenen uluslararası bir konferansta aile birleşimi ve yeni gelenlere ya da geleceklere uygulanan ” entegrasyon ” programlarını masaya yatırdık. Gördük ki geç de olsa bir şeyler yapılmaya çalışılıyor ama harcanan paraların arkasında yatan, uyum kaygısından çok güvenlik sorunu olmasın diye başvurulan bir uyum çabası.

Belçika’da yapılan son düzenlemeler sadece aile birleşimi kapsamında yeni gelecekleri bıktırmak, caydırmak üzerine kurulmuş. En az 3 yıldır Belçika’da olmak, uygun konutta oturmak dışında çalışıyor olmak gerekiyor. Ve bunun, en alt gelirin (sosyal haklardan ya da yardımlardan alınan) en az %120 ‘si olması gerekiyor. çocuğunuzu getiriyorsanız 18’den küçük, eşinizi getiriyorsanız 21’den büyük olması gerekiyor. Ebeveynleri de unutun gitsin.

Almanya’ya Türk göçünün 50. yılını kutlayan Almanlar’a da ” misafir edemeyeceğin adama niye ” Gastaerarbeiten-misafir isçi ” dersin, sen göçmen olduklarını kabul edene kadar onlar Alman vatandaşı olurlarsa bozulma o zaman ” demek isterim.

Bu konuları daha çoook işleyeceğiz.

26/02/2012, Leyla Ertorun, Binfikir Gazetesi Kasım 2011 köşe yazısı