İnsan güzel günlere uyanmak istiyor

Yılın sonuna yaklaştık. Bir taraftan geçmiş yılın muhasebesini yaparken diğer taraftan beklentilerimizi, umutlarımızı yeni yıla taşıyoruz. Belçika’da nihayet hükümet kuruluyor. ıyi ya da kötü koalisyonu kuracak partiler, yapılacak reformlar konusunda anlaştılar. Frankofonlar, özellikle sosyalistler için sevindirici bir haber : geçici dönem hükümetlerini saymazsak Belçika’ya yarım yüzyıl sonra bir Frankofon sosyalist Başbakan oluyor. Adı Elio Di Rupo, ıtalyan bir göçmenin oğlu. Ama tanıyanlar söylüyor, çok çabalamış, hem okulda hem politika da. Bu, Belçika’daki çok kültürlü bir toplumun sonucu aslında ve bir bakıma ‘Amerikan rüyası’nı sembolize ediyor bazılarına göre. Aslında bu hükümetin kuruluşu değil, isleyişi önemli. Yeni başbakan’ın işi hiç kolay olmayacak. Sosyalistler bazı konularda biraz taviz vermek gerektiğini ama sosyal haklar alanında ellerinden geldiği kadar bunları korumaya çalıştıklarını söylüyorlar. Koalisyon böyle bir şey, yani ” win win ” iki tarafta kazansın değil tam tersi herkes biraz taviz vermeli. Bazan böyle durumlarda küçük ortaklar kendilerine ihtiyaç olduğunu bildiklerinden daha az taviz ve daha çok istekle gelebiliyorlar.

Avrupa’da durum malum. Birçok alanda geriye gidiliyor, bunu yaparken de kamuoyuna ekonomik kriz bahane olarak gösteriliyor. A.B.’nin kendine çeki düzen verip etkin olması ve yasal düzenlemelerde olduğu gibi üye ülkelere kazanılmış hakların korunması konusunda baskı yapıp diğer ülkeleri de onların seviyesine çekmesi lazım.

Bilindiği gibi pek etkili olamıyor. Ne yazık ki aile birleşimi gibi konularda son düzenlemeler gösteriyor ki, Belçika gibi ülkeler kısıtlamalar getirirken diğer Avrupa ülkelerinin daha kötü olan düzenlemelerine yaklaşıyor. örneğin Türkiye’den evlenip eşini getirmek isteyenlerin sartları ağırlaştı ve biraz da sömürülen bir durum olan ebeveyinlerini getirtmek artık mümkün olmayacak. Kriz dönemlerinde kamuoyu korkutularak olumsuz düzenlemeler hayata geçirilir. Bu yüzden Belçika’daki sendikalar genel olarak bütçenin dengeli olmamasını ve özellikle sosyal hakların kısıtlanması ve çalışanların emeklerinin korunamamasını protesto etmek amacıyla bir yürüyüş düzenliyorlar. En az 50.000 kişinin katılacagı belirtiliyor. Burada en çok vurgulanmak istenilen ” kısıtlamanın batık bankalara, ekonominin iyi zamanında kaymağını yiyenlere yüklenmesi gerektiği ” söylemi ve öne çıkan slogan “borç bizim borcumuz değil ki, niye biz ödeyelim “.

Bu kriz anlarında ırkçılık da yükseliyor. ” Biz çalışalım, bazıları da yan gelsin yatsın “, ” zaten hep bu yabancılar sosyal sistemi çökertiyor. Doğurup doğurup salıyorlar nasıl olsa her şey devletten “, ” bütün gün çalışıp 1000-1200 Euro kazanıp bir de kreş parası ödeyeceğine, 1000 Euro al evinde çocuklarını büyüt, oh ne ala ” tarzında şeyleri sadece Belçikalılar değil çalışan yabancı kökenliler de söylüyor. Ama insanlar yanlış yere vuruyorlar. Sahsen ben, durumum iyiyse, güzel bir mahallede oturuyorsam kendi huzurum için sosyal adaletten rahatsız olmam.

2012’de güzel günlere uyanmak dilegiyle, iyi yıllar.

15/02/2012, Leyla Ertorun, Binfikir Gazetesi Aralık 2011 sayısı köşe yazısı