Avrupa’daki Türklerin 50. yılı

Avrupa’nın bir çok ülkesinde Türk kökenli vatandaşlar yaşıyorlar. Bunların büyük bir çoğunluğu en az 40 yıldır yaşadıkları ülkelerde kök salmışlardır. 60’lı yılların başında başlayan bu göç hem Türkiye’deki işsiz sayısını azaltmak hem de daha nitelikli

işçi olarak yurda dönmelerini sağlamaktır. Aslında Avrupa’da çalışmak üzere başvuranların çoğu önce Almanya’ya gitmeyi denemişlerdir. Olmayınca diğer

ülkelere yönlenmişlerdir. Birçoğumuzun da bildiği gibi Almanya’ya iş ve işçi Bulma Kurumu vasıtasıyla, diploma, teknik bilgi ve sağlık kontrolünden geçen 35 yaşından küçük genç insanlar gidebiliyorlardı. Bu elemeden geçemeyenler ya da kontenjan ihtiyacı olmadığında İsviçre, Avusturya, Fransa gibi diğer Avrupa ülkelerine yönelmişlerdi. Belçika’da ki göç de bir anlamda madenlere sözleşmeyle

getirilen işçilerle başlasa da devamında aile, tanıdık vesilesiyle gelenlerin işçi olmasıyla devam eder. Belçika’da öyle bir teşvikte vardır zaten. üstelik nitelikli olmayan işçiye ihtiyaç vardır. Böylece diğer ülkelere gidemeyenler akrabaların da yardımıyla

buraya gelirler. Bir de 12 Eylül 80 Darbesi sonrası sadece siyasi mülteci değil, ekonomik mültecilerden de kapağı Avrupa’ya atabilen atmıştır. Daha çok ıskandinav ülkelerine yerleşmişlerdir. Almanya başta olmak üzere bir çok ülkede Göçün

50. Yıl’ı kutlanıyor. Belçikada’da ise 2 yıl sonra kutlanacak. Bu vesileyle hep ” başarılar” öne çıkarılıyor. Esasında aynı kökenden gelen insanlar için çok motive

edici, özendirici bir şey. Ancak başarıdan ne kastettiğimiz de önemli.

örneğin adam insaat ustasıdır, hiç bos durmadan çalışan, evine ekmek götüren

bir babadır, kimsenin dikkatini çekmez. Ama aynı profilde başka bir adam işsizlik parası alır, kaçak çalışır, yanında çalıştırdıklarından da para kazanır,

takar kravatını, biner son model jipine, al sana toplumun önde gideni. 60 yaşında elinde merdiven, cam siler, temizlik yapar, evine, köydeki anasına babasına

bakar ama kimse bir iftar yemeğinde gel emmi otur diye ön sırayı göstermez. Yine aynı iş profilinde başka bir adam onun yarı yaşında, başkalarının onun büyüklerini sömürdüğü gibi, sigortadan, vergiden kaçırarak temizlik şirketi yönetir, para aklar ama

iftar yemeğinde en ön sıraya buyrulur, hatta başarılarından dolayı plaket bile verilir. Sözüm meclisten dışarı, birebir kimseyi örnek almadık, olasılıklardan yola çıktık. Ama herkesin bildiği gibi güzel deyimlerimiz yanında, ” ol da köpek başı ol ” gibi telkinlerde

de bulunur büyüklerimiz.

Biz 50. Yıl’da karşımızda başarılı duran politikacılar, dernek yöneticileri, işadamları, işkadınları yanında ayağı yere sağlam basan, kendi hayatını yöneten, icabında bulunduğu mercide söz sahibi, toplumda kanaat önderi, işçi, memur, bilimci, sanatçı bireyler görmek isteriz. İstediği safta, istediği düsünceleri ifade edebilen kendi özgürlük ve hakları kadar karşısındakiler için de bunun için uğraşan iyi birer insan.

Mevlana’nın sözlerini facebook’a değil hayata geçiren!

08/04/2012, Leyla Ertorun, Binfikir Gazetesi Ocak 2012 sayısı köşe yazısı