YOKSULLUĞUN SINIRI

Geçenlerde gençlerin çok dinlediği bir radyoyu dinliyordum. Bolca geyik muhabbeti ve eğlencenin olduğu bir yayına denk geldim. Daha çok orta kesim ve eğitim seviyesi daha mütevazı olanların oluşturduğu bir dinleyici kitlesi var. Bu yayında herkes istediği gibi her konuda katılıyor, fikrini veriyor. Konu, yeni hükümet ve kemer sıkma politikaları idi. Bazıları sosyal gelir dediğimiz, işsizlik maaşı, malul maaşı ve geliri olmayanların aldığı sosyal yardımı eleştiriyor ve bunlara bir son verilmesi gerektiğini söylüyordu. Hatta asalak gibi yaşamak bitti, öyle yattığın yerden para kazanmak yok diyenler vardı. Bazıları sanki yabancılar daha çok bu yollardan geçiniyor gibi eleştiriyorlardı. Herkesin her şeyi istediği gibi söylemesine izin veren radyocu konu ırkçılığa ayrımcılığa kaymasın diye temkinli davranıyor ara sıra karşı tezler üretiyordu. En azından herkesin katıldığı bir görüş de insanların çalışmak istemediğinden işsiz olmadıkları, zira herkese yetecek kadar işin olmadığıydı.

Bekarların artık baba ocağından kolay kolay ayrılmadıkları, işleri olsa bile, kiraların yüksekliğinden baba evinde kalmayı seçtikleri gözlemlenmişti. Radyocu, geçici bir süre, bazı kültürlerde olduğu gibi, evlilerin bir süre anne babayla aynı evi paylaşarak birikim yapabileceklerini ya da en azından zor günleri atlatacaklarını ifade ediyordu. Alışverişi de ucuz markalar alarak, örneğin Delhaize’den değil de Aldi’den yaparak tasarruf edilebileceğini söylüyordu.

Marka adı telaffuz etmek ya da kategoriye sokmak istemezdim ama anlattığımın anlaşılması için gerekiyordu. Aklıma yıllar önce tanık olduğum iki şey geldi aklıma. Hem entellektüel, hem zengin olan ve öyle bir ortamda büyümüş olan bir erkekle yaşayan arkadaş, beyefendinin Delhaize gibi marketleri snobe ettiğini anlatmıştı. ” Size orası pahalı ya da kaliteli gibi geliyor ama benim hayat arkadaşım ve çevresindekiler aa oradan alış veriş yapılır mı, sattıklarının kalitesine güvenilir mi ” gibi şeyler söylüyorlar hatta ” fakirlerin gittiği ” bir market olarak görüyorlar demişti. Sizin anlayacağınız herkesin varlık ve yoksulluk algısı farklı seviyelerde.

Yine başka bir örnek, okul çevremizden. Yıllar önce benimle okuyan bir kızın babası trafik kazasında öldü. Adam mimarmış ve kendilerine de çok güzel bir ev yapmış. Birgün bu kızla samimi olan bir arkadaş ağlıyordu, nedeni de ” şimdi nasıl geçinecekler, ısıtmalı havuzları çok masraflı ” diye. Yiyecek ekmeği ancak kazananlar için anlaşılması zor bir durum ama herkesin zenginlik ya da yoksulluk olgusu farklı, yaşadığı muhitle bağlantılı.

Belçika’da geliri olmayanlara CPAS-OCMW’den verilen sosyal yardım hem insanları dilenmek, başkalarına muhtaç olmaktan kurtarmak hem de sadaka kültüründen insanlık onuru olgusuna vurgu yaparak oluşturulmuş. 1976’dan beri de bu olgu geliştirilerek iyileştirilmiş. örneğin ilk başta sadece Belçika vatandaşlarının yararlandığı bir hak iken daha sonra oturumu olan yabancılara genişletilmiş.Avrupa’daki kriz, Belçika’daki kriz derken olan yine dar gelirlilere olacak. Zengin, fakir uçurumu fazlalaşacak. Belçika’da beş çocuktan birinin fakirlik sınırlarında yaşadığını düşünürsek durum gerçekten vahim. Ve tasarrufu küçük ceplerden değil büyük cüzdanlardan alarak yapmalıyız ki dayanışmanın, aynı toplumun üyeleri olmanın bir anlamı olsun !

08/12/2014, Leyla Ertorun, Binfikir Gazetesi 2014 Kasım sayısı köşe yazısı