CHARLİE’DEN ÖNCE, CHARLİE’DEN SONRA

Fransa’nın başkenti Paris’te, Avrupa’nın göbeğinde bir deprem yaşandı. Maskeli 3 adam ellerinde kalaşnikovlarla Charlie Hebdo Mizah Dergisi’ni basıp 12 kişiyi katlettiler. Bu saldırıyı ilk başta hiçbir örgütün üstlenmemesiyle birlikte, saldırıda ‘Allahü Ekber’ diye tekbir getirmeleri bunun islami bir törer eylemi olduğunun kanıtıydı. Saldırganların kimlik tespiti çok çabuk yapıldı, üstelik saldırganlardan biri eylemden sonra terkettikleri arabada kimliğini “unutmuştu”.

Mizah, karikatür dergisi olan Charlie Hebdo, Fransa ve Belçika’da bir çok kuşak için önemli bir dergi, gençlik dönemlerinin gırgırı. Müslüman kökenli göçmenlerin de İslam’la ve Hz. Muhammed ile ilgili karikatürlere kadar pek bilmedikleri, muhtemelen okumadıkları bir dergiydi.

2011 yılında da bir saldırıda dergi binası ateşe verilmiş ve arşivlerinin bir kısmı da bu yangında yok olmuştu. O zamandan beri koruma altındaydılar ve adresleri gizli tutuluyordu. Hiçkimseye ve hiçbir baskıya boyun eğmeyeceklerini ve kendilerinin İslam’la bir derdi olmadığını, genel olarak bütün dinlerin mizahını yaptıklarını iddia ediyorlardı. Cinsel konularda da bazan porno çizgisini zorlayan karikatürleri vardı.

Bunun için öldürülmeli miydiler? Dergi zaten maddi sıkıntılar yaşıyordu ve bugün onları savunanlar arasında da dün onların iflasını, pes etmelerini bekleyenler vardı. Fransızlardan da Charlie Hebdo’yu sevenler kadar sevmeyenler de çoktu.

Öldürülen 12 Charlie Hebdo çalışanından 4’ü Avrupa’nın sayılı karikatürcüleri arasındaydı. Kaderin cilvesi bir de Ahmet isimli koruma polisi öldürüldü. Polis memurun kafasına sıkılan kursunun görüntüsü günlerce medyalarda gösterildi. Bu olay çervemizde herkesi derinden sarstı. çünkü yakınımızda cereyan etti. çünkü kaleme kurşun sıkıldı, çünkü bazılarımız ölenlerin kökeninden, bazılarımız saldırganların kökenindendik ve bu bizim suçumuz değildi. Müslüman toplumundan olmak yapılanı tasvip etmemiz ya da suçluluk duymamızı gerektirmez ama bu sorumluluğu omuzlarınıza hem sizin adınıza “hareket ettiğini söyleyenler” hem de öyle olmadığınızı bilenler “kınamanızı bekleyerek” yüklüyorlar.

Bir de olay burada bitmedi, bu saldırganlar paçayı kurtarma planlarına kaşer Musevi bir market saldırısını da eklediler. Ve kendilerinin de öldürüldüğü bu eylemlerde 4 Musevi vatandaşın ölümüne sebebiyet verdiler.

İfade özgürlüğü adına ve terörizme karşı “Ben Charlie’yim” sloganları ile sokaklara inildi. Fransa’da milyonlarca, Avrupa’nın diğer şehirlerinde onbinlerce insan yürüdüler. Hatta Paris’teki yürüyüşlere 50 üzerinde devlet en üst düzeyde temsil edildi. Kendi ülkelerinde sansür uygulayan, gazetecileri hapise attıran ülke yöneticilerinin katılımları oldukça eleştirildi, listenin başında da Türkiye ve Gabon vardı.

Çoğunluk “Ben Charlie’yim” diye tepkisini dile getirirken, bazıları da öldürülen polise atfen “Ben Ahmet’im demeyi tercih etti. İlk şoktan sonra, tepkiler farklılaştı. Yapılanı tasvip etmiyorum ama “Ben Charlie” değilim diyenler olmaya başladı.

Toplumdaki ayrışmalara uyarı anlamında önde olan birçok insan görüşlerini belirtirken ortak değerlere vurgu yaptılar. Akıl insanlar akıllıca şeyler söylediler. Ancak bu arada daha popülist duruş sergileyenler “17 kişi öldü diye amma ayaklandılar, dünyanın başka yerlerinde yüzlerce binlerce müslüman oluyor, kimse kıpırdamıyor” ya da “iyi olmuş, bizim peygamberimize dil uzatan cezasını çeker” dediler.

Zaten ortalama olarak gençlerinin en yoğun şekilde Suriye’ye gittiği ülke olan Belçika panikte. özellikle Mayıs 2014’te Brüksel’de ki Musevi Müzesine yapılan saldırının sanığının Fransa bağlantılı olması ve bu olaylar gerginliği yükseltti.

Birkaç gün önce de karakola saldırı düzenleyecekleri belirlendi diye Verviers’de bir eve baskın yapıldı. Suriye’ye gidip geldikleri için izlenen iki zanlı baskında öldürülerek ele geçirildiler. Aynı anda Brüksel’de de baskınlar düzenlendi.

Şu anda Belçika da uyarı derecesi 4 üzerinden 3. Ancak umuyoruz ki bu girişimler hepimizin güvenliği için gerekli olmakla beraber daha emniyetçi bir döneme girmeyiz. Yani her sokak başında kimlik kontrolü ya da şüphe bahanesiyle kökenimiz, kimliğimiz yüzünden huzursuz edilmeyiz. Bu arada, ırkçılar pusuda bekliyor.

Artık Avrupa’da hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Kin ve ayrımcılık çığırtkanlığı yapmadıkça ifade özgürlüğünü hepimizin savunması gerek. En çok bizim ihtiyacımız olabilir.

10/02/2015, Leyla Ertorun, Binfikir Gazetesi 2014 Aralık sayısı köşe yazısı