ERDINC UTKU-SITE

AB içindeki ABD’sinden kurtuluyor!

Çağın en büyük barış ve dayanışma projesini Birleşik Krallık olmadan çok daha özüne uygun şekilde ileri götürmek mümkün.

Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nin (AB) o zamanki adıyla AET’ye 1963 ve 1967 yıllarında yaptığı katılım başvurusu, topluluğu “Avrupalıların Avrupası” olarak tanımlayan dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle tarafından “Britanya’nın büyük Avrupa projesini baltalayacağı” düşüncesiyle veto edildi. Birleşik Krallık ancak onun ölümünden sonra 1973 yılında topluluğa üye olabildi. Birleşik Krallık’ın kendisini “Avrupalıların Avrupa’sında hep farklı gördüğü ve her an gidecek bir misafir gibi durduğu sır değildi. Birleşik Krallık tarihinde Avrupa, hep partiler üstü bir konu oldu ve iktidarda hangi siyasi parti bulunursa bulunsun Avrupa ile ilişkiler ve birlikten çıkma ya da ilişkileri sınırlama siyasette hep tartışıldı. Ülkede benzer bir referandum 1975 yılında da yapıldı ancak o zaman yüzde 67 “toplulukta kalalım” sonucu çıktı. 23 Haziran’da yapılan halk oylamasında Britanya’nın nihayet AB’den çıkmaya karar vermesi Avrupa tarihi için çok önemli bir dönüm noktası oldu. Coğrafi olarak da kıta Avrupa’sından kopuklardı, düşünce olarak da Avrupa fikrinden uzaklardı. İngiltere, sanki AB içindeki ABD gibiydi. ABD’nin Avrupa’yı etkileme maşası olduğunu Tony Blair’in bile ABD lehine Irak savaşında ne düzenbazlıklar çevirdiğini unutamıyoruz. Kısa vadede olumsuz ekonomik ve psikolojik etkileri olsa da Birleşik Krallık’ın ayrılması AB’nin ABD’den görece bağımsız politikalar izlemesine olanak sağlayabilir.
***
“Brexit sırasında Avrupa Birliği karşıtlarının yürüttüğü kampanya Britanya siyasi tarihindeki en gerici ulusal kampanya olmuş ve ülkedeki aşırı sağın önünü açmıştır. Brexit neo-liberalizmin vurduğu prangaları gevşetmeyecek, aksine Britanya yönetici sınıfının bu politikaları daha kolay uygulamasının önünü açacaktır” diye ben yazsaydım hemen AB’ci damgasını vururlardı. Bu açıklamayı yapan Avrupa Sol Partisi’nin İngiltere’deki üyesi Sol Birlik. AB karşıtı kitlelerin AB’ye sınıfsal bir tokat attığına inanmak ve hayallere dalmak isteyene diyecek sözüm yok. Britanya’da çok kültürlülük mayasına bulaştırılan ırkçılık mayası ABD’de Donald Trump üzerinden tüm dünyayı saracak. Bütün Avrupa sağını domino örneği etkileyecektir. Birleşik Krallık’ta çıkan bu sonuç diğer ülkelerin popülist sağ partilerine hareket alanı açmıştır. Sadece Avrupa’yı değil tüm dünyayı sıkıntılı günler bekliyor.
***
Avrupa Birliği yöneticileri Berix sonuçları belli olunca acaba şarkı söylemiş midir?
Sanki Brüksel’de AB mahallesinde “Olmasa mektubun, yazdıkların olmasa/ Kim inanır senle ayrıldığımıza/Sanma unutulur, kalp ağrısı zamanla/ Her şeyi unutarak yaşanır sanma;
Neydi bir arada tutan şey ikimizi/ Birleştiren neydi ellerimizi/ Bırak bana anlatma imkansız sevgimizi/ Sevmek birçok şeyi göze almaktır/ Olmasa mektubun, yazdıkların olmasa/ Kim inanır senle ayrıldığımıza” benzeri melodiler duymuş gibiyim. 23 Haziran’da ayrılık oyu verenlerin bir bölümü de, ertesi gün bu gerçeği görüp pişmanlıklarını dile getirdiler. Referandumun yenilenmesini talep eden pişmanlık dilekçesi imzacıları şimdiden 3 milyonu buldu. Onlar da bir pişmanlık uzun havası çekerler mi dersiniz?
***
Belçika ekonomisine 3 milyar Euro zarar verdiğine, belirsizlikten korkan Brüksel’deki İngilizlerin Belçika vatandaşlığına başvurduğuna bakmayın siz. İngilizler daha bir müddet misafirimiz olacaklar.
AB Anlaşması’nın 50. maddesi iki yıllık bir süreci öngörüyor. Önce İngiltere parlamentosunun AB’den ayrılma yasalarını kabul etmesi, sonrasında; AB ile 80 bin sayfalık anlaşma ve yasaların müzakeresi gerekiyor. Sonra çıkacak şamata ise görülmeye değer cinsten olacak. İskoçya Birleşik Krallık’tan ayrılıp yoluna AB ile devam etmeye, Kuzey İrlanda da İrlanda Cumhuriyeti ile birleşip AB’de kalmaya karar verirse asıl şenlik o zaman başlar!
***
Bir ayağı mezarda olan yaşlıların oylarıyla büyük çoğunluğu AB’de kalmak isteyen gençlerin geleceğinin ipotek altına alınmasına kızmıştım. Yazıma “Demokrasiyi DEMOKRATİKLEŞTİRMEK lazım!” başlığı atıp “Referandum ve seçim dışında daha katılımcı, temsili ve gerçekçi yöntemler bulmak gerek!”tiğini irdelemek istiyordum. AB’nin vatandaşın sesine kulak vermeden çok uluslu şirketler ve büyük finans kurumlarının kuklası halinde karar vermesi, Brüksel’de Avrupa Milletvekili ve Eurokrat başına 2-3 lobici düşmesi düşündürücü. AB karar süreçlerini de demokratikleştirmek kaçınılmaz. Halka tepeden bakan elitlerin neo-liberal politikalarına tepki vermek gerekir. Ancak bu hiçbir şekilde aşırı sağcıların ve ırkçıların ekmeğine yağ sürerek olmamalı. Çağın en büyük barış ve dayanışma projesini Birleşik Krallık olmadan çok daha özüne uygun şekilde ileri götürmek mümkün. Dünyada sosyal adalet, insan hakları, kadın-erkek eşitliği, ifade özgürlüğü gibi değerlerin sigortası yine de Avrupa Birliği’dir. İşte bu yüzden ABD usulü vahşi kapitalizme seçenek oluşturmasını arzuladığımız Avrupa Birliği’nin daha katılımcı ve halkını temsil eden demokratik yöntemlere ihtiyacı var!

12/07/2016, Erdinç Utku, Binfikir Gazetesi 2016 Haziran sayısı köşe yazısı