serpil_gazete foto_site

Türkiye fişliyor, Belçika fişliyor… Olan Belçikalı Türklere oluyor!

Geçtiğimiz günlerde Türk kökenli bir politikacının işlem yaptırmak üzere gittiği Türk Konsolosluğu’nda, hakkında Türkiye’de bir dava olduğunu öğrenmesi ile Belçika basını konuyu gündeme taşıdı. Belçika’da pek çok Türk vatandaşının, kendilerinin hiçbir bilgisi olmadan, Türkiye’de hakkında emniyet araştırması hatta mahkeme kararı olduğu ortaya çıktı, tıpkı tesadüfen konsolosluğa giden Türk kökenli siyasetçi gibi!

Konuyu Binfikir olarak sizler için araştırmak istedim ama nafile! Ne Türkiye Cumhuriyeti’nin Belçika’daki ilgili makamlarından ne de Belçika Dışişleri Bakanlığı’ndan konuya açıklık getiren bir cevap alabilmek mümkün olmadı. Tabii yetkili makamların cevap vermemesi ya da vermek istememesi de bir anlam ifade ediyor: demek ki konu çok hassas!
Başına benzer durum gelmiş kişilerle yaptığım görüşmeler sonucu elde ettiğim bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum. Ancak tüm araştırma süreci boyunca hissettiklerimi aktarmak istiyorum öncelikle. Belçikalı Türkler olarak yıllardır hiç olmadığı kadar ayrıştık diye düşünüyorum. Facebook’ta geçenlerde Belçika’da doğup büyüyen bir genç kızımız “ Belçika’da Türkler olarak eskiden nasıl da dayanışma içinde yaşadıklarının özlemini yazmıştı. Artık bayramlarda kapı komşusuna – o şuculardan – diye bayramlaşmayan, birbirine artık şüpheyle bakan bir toplum olmaktan dem vurmuştu.
Çifte vatandaş olan Belçikalı Türklerle ilgili bu araştırmayı yaparken, Facebook’taki genç kızımızın hüznünü yaşadım, tüm Belçikalı ve Avrupalı Türkler açısından. Yaklaşık 2000’i Belçikalı Türk vatandaşları olmak üzere tüm Avrupa’da yaklaşık toplam 3000 Türk vatandaşının, anavatanımız Türkiye tarafından devlet ve vatan için tehlikeli kişiler olarak kaydedilmiş, fişlenmiş olduğu bilgisi dolaşıyor. Ancak bu bilgiyi ne yalanlayacak ne de doğrulayacak bir yetkili bulamıyoruz. Bu bilgilerin ise çoğunun birlikte yaşadığımız, bir zamanlar aynı mahalleyi, aynı sofrayı, aynı kaderi paylaştığımız yine kendi soydaşlarımız tarafından Türkiye’deki yetkili(!) birimlere gönderiliyor olması ise daha acı. Çünkü devletin kendi istihbarat birimleri bu bilgileri toplasa ve yetkili mercilere iletse (belki bir kısmı da bu şekilde elde ediliyordur), yine de bir bildikleri vardır diyeceksiniz. Ama bu bilgilerin büyük bir kısmının Belçikalı Türkler tarafından gönderildiği bilgisi, hangi objektif kriterlere göre insanların fişlendiği sorusunu beraberinde getiriyor ama dediğim gibi bunlara cevap verecek bir yetkili bulamıyoruz.
Belçikalı siyasetçiler değişik parlamentolarda konuyu gündeme getirdiler. Önümüzdeki günlerde, Türkiye’nin kaç Belçikalı Türkü, hangi gerekçelerle fişlediğine dair bilgileri yine Belçika medyası ya da parlamenterleri aracılığıyla öğreneceğiz sanırım.

Diğer taraftan Belçika’nın da yine Belçikalı Türkleri fişlediğine dair bilgiler geliyor. Bu konuda da teyit alabilmek mümkün gözükmüyor. Önümüzdeki aylar, bu bilgilerin netleşmesine gebe. Belçika’nın farklı parlamentolarında milletvekilleri sorularını ilgili bakanlıklara ilettiler. Cevaplar yüreğimizi yakabilir.

Ancak son günlerde yüreğimizi yakan bir gerçek var ki, içinde yaşadığımız ikinci vatanlarımızda, Türkler olarak birbirini ötekileştiren, ayrıştıran, nefret söylemleri ile saldırganlaştıran, hatta hem ana hem de ikinci vatana birbirini gammazlayan bir toplum oluyoruz.

Sonuç olarak sizlere doğru bilgileri ulaştırmak isteyen bir gazeteci, ne anavatandan ne de ikinci vatandan sizlerin haber alma özgürlüğünüzün aracısı olamıyor. Çifte vatandaş olmamızdan, çifte rahatlık beklerken, çifte çifte fişleniyoruz. Bu durumu fark edip kenetlenmenin ve birlik beraberlik içinde birbirimize sahip çıkmanın zamanı gelmedi mi?

30/06/2017, Serpil Aygün, Binfikir Gazetesi Haziran 2017 sayısı köşe yazısı